11 Mayıs 2008 Pazar

Hikaye...

“Ohhhhh!!! Şükür!!!! Bu hafta da bitti...” derken, düşündü...
Gerçekten bir hafta daha bitmişti. “Ohhhhh!!! Şükür!!!!” deyişinden sanırdınız ki çok uzun gelmişti ona bu hafta. Halbuki ona sorsanız, daha dün Pazartesi değil miydi?
Vay be... Ne de çabuk geçiyordu zaman. Evet... Önceden bu kadar hissetmiyordu çünkü kendi kendine kalacak, ne yapsa bilemediği, hatta “boş zamanım olsa şimdi şunu yapardım” dediği şeyleri bile yapmak istemediği vakitleri oluyordu.

Neyse ki bugün Cumaydı, yarın erken kalkması gerekmiyordu, neşesi de yerindeydi, eee daha ne olsundu ki?

Evde tanıştırılmayı bekleyen ufaklıklar vardı :) Onları bu akşam rahatlıkla tanıştırabilirdi. “Kime tanıştıracaktı?” mı dediniz? He bana mı öyle geldi? Peki o zaman. Zaten eğer gerçekten sormuş olsaydınız “Şaka mı bu?” diyecektim :)

Heh işte!.. Hayatına 2 ay ara ile giren, onun için çok değerli iki yakışıklıydı tanıştırmak istedikleri. Onlar onun yeğeni sayılırlardı. Arada uzuuuun bir mesafe olduğu için henüz görme şansı olmamıştı onları ama teknoloji sağolsun en azından sık sık gelen fotoğrafları ile takip edebiliyordu günden güne nasıl değiştiklerini. Onlara; ne kadar uzakta olursa olsun, hayatına katılmalarının kendisini ne kadar mutlu ettiğini, şimdi olmasa bile en azından büyüdüklerinde bakıp anlamaları için birer HOŞGELDİN kartı yapmıştı. İşte tanıştırmak istediği ufaklıkları da görebileceğiniz, HOŞGELDİN kartları aşağıdaki gibiydi :)



İlkiyle sessiz sedasız, bakışlarınızla tanıştınız. Sıra ikincide...



İşte... Artık ikisini de tanıştırmıştı. Yeni bir "Ohhhh!" çekti :) Uzun zamandır yeni birşey yapamamış olmanın huzursuzluğundan kurtuldu, yeni yapacaklarının heyecanını duymaya başladı.
O erdi muradına, siz de erin muradınıza :)













14 Şubat 2008 Perşembe

Toslayasınız şuncağıza yarım metelik de atsın size iki göbecik...

"Çingene, insanın tabiata en yakın kalan güzel bir cinsidir. Zannedilir ki, bu tunç yüzlü ve fağfur (porselen) dişli kır sakinleri, insan şekline girmiş birtakım neşeli yeşil ağaçlardır. Çingene, bizzat bahardır." demiş Ahmet Haşim. Öyle yazıyor taaaa 6 Ekim 2007'de Shopkolik beni ilk sobelediğinde, aklıma gelen ilk kitabın arka kapağında. Hangi kitap mı bu kitap? Hasan Aydın'ın hazırladığı, "Çingene Öyküleri" isimli, çeşitli yazarların çingenelerle ilgili öykülerinden oluşan bir derleme kitap. Hayalini çok kurmuşumdur onlar gibi göçebe ve filmlerde gördüğüm gibi neşeli olmanın... Belki budur bu kitabı "aklıma ilk gelen" yapan...

Neden 6 Ekim'den bu yana beklemişim Jülide'ye cevap vermek için diye düşündüm de... 3 hafta önce, bir arkadaşıma, bana olan yardımları için, Candostum'un benim için biriktirdiği çikolata kağıtlarını kullanarak yapmaya söz verip heveslendiğim ve bir kağıda yarım yamalak karaladığım, o zamandan beri ancak yapabildiğim bu kızı bekliyormuşum meğerse :) Öyle kuru bir cevap vermek istememişim. "İyi ki beklemişsin" dedi bu kız, dans etmeyi bırakıp, soluklanmak için kısa bir mola verdiğinde ettiğimiz sohbette. Halkı ile ilgili öykülerden oluşan bir kitaptan ve Ahmet Haşim'in söylediği güzel sözlerden haberdar değilmiş bugüne kadar. Genelde haklarında iyi düşünmezmiş insanlar, ya da onun bildiği kadarıyla öyleymiş. Belki fikri değişir.. Ben seviyorum onları :)




12 Aralık 2007 Çarşamba

Aylardan beri aç kalan İlham'cığıma bir iki lokma yemek...

Nerden başlasammm?..... Nasıl anlatsammmm?....
Aradan bu kadar zaman geçince böyle oluyor!
Aradan bu kadar zaman geçmesine izin vermek ayıp mı? Ayıp!!
Tamam, ben kendimi ayıpladım İlham.... Artık beni herkese şikayet etmene gerek yok!
.........
Oh! Bir anlaşma sağladığımıza göre ben başlayabilirim artık :)

Şimdiiii! Nasıl bir sıra izlemeliyim bilemedim... Bu halde, kış bitmeden, işe yarayabileceğini düşündüğüm birşeye yer vereyim öncelikle.

Şöyle ki;

Ben ayağında terlik tutamayan, nerede hangi terliği bulursa ayağına geçirip, oturduğu ilk yerde ayağından çıkarıp unutan biriyim. Genelde kim terliklerini arasa bana sorar, ben de nerede çıkardığımı bilmem ama odamda olma ihtimalleri büyüktür. Hem ayaklarım üşür hem de hergün etraftan terlik toplamaktan iflahımız kesilir :) Belki bu tür problemlerle ufak arkadaşlarımızın ebeveynleri karşılaşıyor ve "kızııııııııım/oğluuuuuum!... Yine mi çıkardın terliklerini??? Hadi git giy hemen, üşüteceksiiiin.." diyorlardır. Ben kendime aşağıda gördüğünüz gibi bir çözüm buldum. Çok basit birşey ve bende gerçekten çok işe yaradı :) Artık terliklerimi bir giydim mi tamam, gerçekten çıkarmam gerekene kadar hep ayaklarımdalar :) Yuppiii!!!





Bu arada pembe güllerime de dikkatinizi çekerim :) Bu kadar uyduruk birşey ama, lastikleri birleştirdiğim yere kurdeleden gül yapmaktan da kaçınmadım :) Aslında tüm lastiğin üzerini süslemek daha hoş olabilir ama ben verimliliğinden emin olmadığım için boşuna uğraşmış olmaktan korktum ve öylesine bir gülle yetindim. Artık verimliliğinden emin olduğum için farklı şeyler düşünmeye başlayabilirim :)






~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Haha!!! Sıra çikolata kâğıtlarında!!! En son orada kalmıştık değil mi?? Çikolata kâğıdı elbiseli Prenses Flora'da...

Şimdi de karşınızdaaaa.....

Yok yok bu seferki o kadar prestijli birisi değil. Kendi çapında bir duvar süsü... Yine çikolata kağıtlarından :) Bana bu konuda sponsor olan candostum'a kucak dolusu sevgiler :) Canım yaaa... Sürekli biriktirdiği kağıtları getiriyor, beni sevindiriyor :) İyi ki var!!

Hay Allah!!! Kaptırdım kendimi.... Tamam. Silkindim ve kendime geldim :)

İşte şu gördüğünüz, belki de çok anlam veremeyeceğiniz, benim de çok bir anlam yüklemediğim ancak görüntüsünden keyif aldığım süs burada :)




~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


"Kumaşlar, iğneler, iplikler, dikiş....Ne kadar güzel şeyler!!!" diye geçiriyorum her bu blog a gelişimde. Geçenlerde de içimden böyle geçirerek ve iç çekerek, bir yandan yazıları okuyup bir yandan fotoğraflardakileri incelerken, bir baktım ki sevgili blog yazarı, yine o güzel patronlarından birini, okuyucularıyla paylaşmış :) Ben yine her zamanki gibi, bu güzel patronu gecenin bir yarısı, yatmayı düşünmeye başladığım bir anda gördüm ve işte.... Gerisi malum.... Yani sizin için de malum mu bilmem :) Benim için ve ailem için öyle :)

"Anneeee!!!! Hani bir kumaş vardı, geçen gün kullanmıştım, yeşil.... Nerede o???"
"Kızım sendeydi ya... Vermedin bana geri... Hem ne yapacaksın bu saatte? Yarın bakarsın..."
"Olmaz, şimdi lazım...........Heh! Buldum... :) Hi hi!"
"Kızım bırak şimdi onu, bak hep geç yatıyorsun." (Ne yapsın, anne işte, dinlemeyeceğimi biliyor ama yine de söylüyor :) )
"Tamam, bitince yatarım."
"Ne ki o??"
"Sabah görürsün :)"
"Hadi iyi geceler..."
"Sana daaa :)"
..................................................................................................................................................................

Şu yukarıdaki nokta noktalar boyunca çıt yoktur, ev en sessiz halindedir, sadece iğne iplik sesi gelir.... İş bitince de, benim kendi kendime yaptığım yorumlar homurtu şeklinde duyulur... "Hımmm!!! Aslında fena değil ama...." şeklinde... Patronu bana ait olmadığı için, kendi ilhamlarım kadar keyif almamışımdır ama beni o anda doyurduğu için ve bir işe başlayıp bitirmiş olduğum için mutluyumdur :)

İşte size gece yarısı "Domuzcuk"u...




~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


Günler geçmiş, yıl 2008 olmuş, geçen yılbaşındaki gibi arkadaşlara kart yollamamış olmanın burukluğu çökmüştür içime.... Bilgisayardaki tozlu klasörlerde, uzun süredir aklımda olan bir kartın fotoğrafını bulup sizinle paylaşmak istemişimdir... Olamaz mı ??? Oldu bile... Hatta paylaştım bile... Bakın..... :)




Kartın üzerindeki resimler, alt kısmındaki şerit ve içindeki buket için peçete kullanmıştım. Hey gidi günler!!!
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Bu yılbaşı için de, ufak bir hediyeden, seri üretim denebilecek kadar çok yaptım (13 adet, abarttım mı biraz "seri üretim" derken??)... Hediyenin ismi "Yeni Yıl Uğuru"... Size tanıdık gelebilir bu yonca. Doğrudur, o benim üretimim değil, onları bilgisayar çıktısı olarak aldım. Kartona yapıştırdım, üzerlerine yazılarını yazdım ve biryerlere yapıştırılabilsin diye arkalarına çift tarafı yapışkanlı sünger ekledim... Hergün, yapışık oldukları bilgisayarlarda görmek sevindirici oluyor :) Yapıştırmaya layık görenlere teşekkürler :)


A aaaaaa!!!! Benim de ömrüm şaşırıp kalmakla geçiyor.... 2007 bitiyor, ayda-yılda bir yazdığım yazıların malzemesi bitiyor, ben hiçbirinin farkında değilim.... Bitmiş işte bitmiş! Hakkında konuşacak fotoğraf kalmamış! Pfff!!! :( Neyse artık bir daha sefere, malzeme geldiğinde, daha fazla bir heyecan ve keyifle :)
Kendimi ayıplamamı gerektirmeyecek kadar bir süre sonra görüşmek üzere :)




24 Ekim 2007 Çarşamba

Masallar Diyarı gibi... :)

Bir vardı bir yoktu, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir İnsel Yenge vardı. Bu İnsel Yenge'nin, onu çok seven bir yeğeni ve yeğeninin yine onu çok seven bir kızı vardı (ki o kız ben oluyorum)... İnsel Yenge birgün onları ziyarete birkaç günlüğüne İstanbul'a gitmişti.... Eeeee, o güzel havada da evde oturacak halleri yoktu... O birkaç günün hepsinde de biryerlere gidip, günlerini dolu dolu geçirdiler... Yeğen kızı, gezinin her farklı anını, yanından hiç ayırmadığı makinası ile kaydederken aklında bir fikir canlanmıştı, ama kimseye çaktırmadı... Fotoğraflar arasından en sevdiklerini seçti, yaptırdı. Sonra daaaa, yine çıkardı tüm malzemesini, seçti beğendi, kesti, biçti, yapıştırdı, yazdı, çizdiiii... Bilin bakalım yaptığı neydiii???










İşte bu miniminnaaacık albüm idi... İçime sindi mi? Sindi sindi :)


~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Meşhur bayram çikolatalarının "Aman haa!! Sakın atmayın, ben onlarla birşeyler yaparım!" dediğim kâğıtları bana ilham getirdi dün :) Bakın...







İster beğenin ister beğenmeyin o bir prensessss!!! Oje şişesi gövdeli, fındık kabuğu suratlı, iplik saçlı, püskül şallı, en önemlisi de çikolata kâğıdı elbiseli.... Adını merak ettiniz değil mi?? Adı Flora :) Prenses Flora...




~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Veeeeee bu gecelik sizi tanıştırmak istediğim son kişiiiiiii!!!!!.... O biiiiiiiirrrrr, kraliçeeeeeee!!!!! O biiiiiiiiirrrrrrr, yaka iğnesiiiiii!!!!! O biiiiiiiiiiir, sevgi ve hoşgörü gönüllüsü (bu iş için saçı başı ağartmış hatta) ! Veeeee karşınızdaaaaa Kraliçeeee Sevelimmmmm!!!!



Veee Sevelim'in hikâyesi... Kraliçemizin tacı origami ile yapılmış bir kalp yüzük esasen. Ancak bu seferki ilham kaynağım olan püskül elime geçince, normalde takmayacağım, sadece keyif olsun diye yaptığım bu yüzüğü, bana saçları anımsatan bu püskülün tepesine taktım veeee bir anda çok değerli bir taç oldu, inanın o (yüzük) bunu hayal bile edemezmiş dolabımda umutsuzca benim kendisini parmağıma takacağım günü beklerken... Bu muhteşem, saç-taç ikilisine; bir minik parça kumaş, bir minik parça elyaf ve birkaç minik parça iplikten oluşan bu yüz eklendi. Sonra "Eeeee? Ne olacak bu Sevelim'in hali?" diye düşünürken, dedi ki bana "Ya ben insanlar beni görsün istiyorum, onlara adımı söylemek, anlamını düşündürmek, bu yolla da sevmeye sevketmek istiyorum!"... Ve çözüm bir çengelli iğneden geldi... "Çengelli iğne" deyip geçmeyin.... Kolay mı koca kraliçeyi yakada taşımak??? :)

01 Ekim 2007 Pazartesi

Bir "Hoşgeldin!", Bir "İyi ki varsın!"

Merhabalar :)

Eylül doğumlulara bir kişi daha katıldı... Kuzenim Çiğdem'in sevgili kızı Cemrenaz. "Hoşgeldin!" ona ait :) Ve aşağıdaki, patronunu, çok beğendiğim ve takip ettiğim bu blogdan aldığım tavşan da ona ait, henüz kendisinde olmasa da...





Peki "İyi ki varsın!" kime?

O da Eylül doğumluların en biriciğine... Anneme :)
Bu da O'nun için; abim, babam ve kendi adıma yaptığım kart...




10 Eylül 2007 Pazartesi

Uzuuun bir aradan sonra...

Merhabalar...

Az kaldı 1 ay olacakmış yazmayalı... Bu sürenin 10 gününü, sevgili anneannem ve sevgili dedemle birlikte Akçakoca'da geçirdim, çok güzeldi onlarla olmak... Anneannem ve dedem için bu seneki Akçakoca sezonunun son günleriydi, önümüzdeki yaza kadar beklemek zorundayız Akçakoca'da onlarla birlikte olabilmek için... Napalım... Bekleriz... :)

Bu arada orada, sevgili Jülide yani Mordolap'ın mimarı için bir kart hazırladım ve gönderdim (sanıyorum halâ eline ulaşmadı ama dayanamayıp koyuyorum fotoğrafını buraya.) .




Hani "Mordolap" var ya... O, bu işte... :)

İçi de şu şekilde....



Aaa! Olur da dolaptakilerden beğendikleriniz olursa; ayakkabılar Nursace, çanta ve gözlükler Segue kataloğundan.

Ve son olarak, anneanne ve dededen ayrılacak olmanın verdiği duygu yoğunluğu ile onlara şu kartı yapıverdim... Sevdim...





15 Ağustos 2007 Çarşamba

Origami

El işi deyince Origami yi atlamak haksızlık olurdu diye düşünüyorum. Küçükken, annemle birlikte abim ve ben de TRT de kağıtlardan çeşitli şekiller yapmayı gösteren programı seyretmekten keyif alırdık. Annem uygularken biz bakar, sonradan annemin göstermesini beklerdik.
Aradan seneler geçmişti, İngiltere'de geçirdiğim 3 aylık sürede çok tatlı Japon arkadaşlar edinmiştim. Bu Japon arkadaşlardan bir tanesi olan Asami benimle aynı evde konaklıyordu ve evden, başka bir evde konaklamak için ayrılırken, beni fazlasıyla heveslendiren bu işleri bırakmıştı.

Oradan döndükten sonra internette birçok kaynak buldum, kuzenim çok cici bir kitap hediye etti (Makiko Ikeda'nın "Origami The Art&Fun of Japanese Paper Folding" isimli kitabı) ve yan komşumuzun kitaplığında da bir başka çok cici kitapla karşılaştım (Rick Beech'in "The Origami Handbook" isimli kitabı). Birçok deneme yaptım, yaptıklarımı hediye ettim, sevindim :)
Bu minik kutuyu kimseye vermemişim ki dolabımdaki minik ıvır zıvırları içine koymak için kullanıyorum :)


Ve bu akşam abim için yaptığım bu çiçek. Kendisini komşumuzun kitaplığından ödünç aldığım kitaptan bakarak yaptım. Çok eğlenceliydi :)


Eğer ilginizi çekerse, heveslenirseniz, aşağıdaki siteleri ziyaret etmenizi tavsiye edebilirim...